
Japonya’nın Ube kentinde, sükûnetin ve yeşilin iç içe geçtiği Tokiwa Parkı, sıradan bir bahar sabahına uyanırken aslında yıllarca dillerden düşmeyecek bir mucizeye ev sahipliği yapıyordu. Takvimler 1985 yılını gösterdiğinde, bu parkta daha önce hiç tecrübe edilmemiş bir şey oldu. İnsan eliyle ısıtılan bir yuvada, suni kuluçka yöntemiyle minik bir pelikan dünyaya gözlerini açtı. Parkın pelikan kolonisi, yıllar evvel Hindistan’dan gelen kuşlarla kurulmuştu. Bu yüzden, atalarının anavatanı olan Kalküta şehrine zarif bir vefa duruşu olarak, bu minik yavruya “Katta-kun” adı verildi.
Katta-kun sıradan bir kuş değildi; o, şefkatli insan ellerinde büyümüştü. Tüyleri yavaş yavaş o meşhur pembe rengini alırken, kalbi de insanlara karşı eşsiz bir güvenle doldu. Bakıcıları onu beslerken, o da insanın doğaya uzattığı dostluk elini büyük bir teslimiyetle tuttu. Ziyaretçi çocuklar sırtına dokunduğunda bile o; ürkmeden, şefkatle ve bilge bir sükûnetle onlara karşılık veriyordu.
Zaman su gibi akıp Katta-kun dört yaşına bastığında, 1989 yılının ılık rüzgârları ona parkın sınırlarının ötesini fısıldamaya başladı. İçgüdüleri onu gökyüzünün uçsuz bucaksız maviliğine çağırıyordu. Güçlü kanatlarını çırparak havalandı, Ube kentinin çatıları üzerinden süzüldü. Uçuşu onu parktan yaklaşık 800 metre uzaklıktaki bir bahçeye, cıvıl cıvıl çocuk seslerinin yükseldiği Meiko Anaokulu’na götürdü. Gökyüzünden süzülüp okulun bahçesine konduğunda, aslında hayatının geri kalanında her gün döneceği o eşsiz yuvayı bulduğundan habersizdi.
Çocuklar, karşılarında devasa kanatları ve pembe sırtıyla duran bu muazzam kuşu gördüklerinde önce şaşkınlıkla kalakaldılar. Fakat Katta-kun onlara o kadar yumuşak, o kadar sevecen yaklaştı ki aralarındaki görünmez duvar saniyeler içinde eriyip gitti. O günden sonra Katta-kun, her sabah kanatlarını okul zili niyetine çırparak anaokulunun yolunu tuttu. Bahçede çocukların oyunlarına katılıyor, okulda çalan müziklerin ritmine ayak uydurarak onlarla birlikte dans ediyordu. Hatta okulun koridorlarındaki boy aynasında kendi aksini gördüğünde, karşısında başka bir pelikan olduğunu sanıp zarif kur hareketleri yapıyor, bu saf hâliyle çocukların neşe kaynağı oluyordu. Katta-kun artık gökyüzünün değil, Meiko Anaokulu’nun en sadık öğrencisiydi.
Ancak bu güzel dostluk bir gün küçük bir sınavdan geçti. Anaokulunun bulunduğu mahallede başlayan bir inşaat çalışması, Katta-kun’un havadan alışkın olduğu manzarayı tamamen değiştirdi. Çatılar, yollar, ağaçların yerleri başkalaşmıştı. O sabah gökyüzünde süzülürken kafası karıştı, her zaman indiği bahçeyi bulamadı. Fakat pes etmedi; çünkü o sadece bir binayı değil, kalbini ısıtan dostlarını arıyordu. Dikkatlice aşağı bakarken, sokakta yürüyen öğretmenleri ve çocukları fark etti. Sevinçle kanat çırparak yanlarına süzüldü. Sonrasında uçmak yerine, o küçücük çocukların adımlarına ayak uydurarak, onlarla omuz omuza yürüyerek okula kadar gitti. Nerede olmak istediğini artık sadece kanatlarıyla değil, adımlarıyla da kanıtlamıştı.
Katta-kun’un sevgi dolu bu sadakati, sınırları aşıp tüm Japonya’da yankı uyandırdı. O, yalnızca bir kuş değil; insanla doğa arasındaki masumiyetin simgesi hâline gelmişti. 1989 yılında Japonya Hayvan Refahı Derneği tarafından ödüllendirildi. 1990’da hayatı belgesellere konu oldu ve 1995 yılında halkın topladığı bağışlarla Katta-kun’un Hikâyesi (Katta-kun Monogatari) adında bir animasyon filmi çekildi. Şöhret tüm ülkeyi sarsa da Katta-kun için değişen hiçbir şey yoktu; o yine parkındaki gölete dönüyor, sabahları ise çocuklarına uçmaya devam ediyordu.
Katta-kun, 16 Temmuz 2008’de, 23 yaşında sessizce bu dünyadan ayrıldı. Ardında sadece Ube kentindeki Tokiwa Parkı’na dikilen tunç heykelini değil, doğanın insana duyabileceği o emsalsiz güveni de miras bıraktı. Üstelik açtığı yol kapanmadı; onun izinden giden Bun ve Yana gibi diğer pelikanlar da okulları ziyaret ederek bu sevgi köprüsünü yaşatmaya devam ettiler.
Çünkü Katta-kun insanlara şu derin hakikati öğretmişti: Sevgi; dili, türü veya sınırları olmayan, sadece hissedilen ve yürüyerek paylaşılan en büyük mucizedir.
