
Türk Tiyatrosunun İlk Adımı ve Bir Aydının Portresi: Şair Evlenmesi
Türk edebiyatının Batılılaşma serüveninde bir mihenk taşı olan İbrahim Şinasi’nin Şair Evlenmesi, yalnızca edebiyatımızın ilk yerli tiyatro eseri olmakla kalmaz; aynı zamanda toplumsal eleştirinin mizahla nasıl zekice harmanlanabileceğinin en güzel örneklerinden birini sunar. Bugün bile sahnelerde aynı başarı ve coşkuyla oynanabilen bu eser, tiyatronun edebiyatımızdaki dönüştürücü gücünü gösteren ilk ilham kaynağıdır.
Eserin merkezinde, görücü usulü evliliğin getirdiği trajikomik bir yanlışlıklar silsilesi yer alır. Başkarakter Müştak Bey, gönlünü kaptırdığı Kumru Hanım ile evlenme hayalleri kurarken, mahallelinin ve yozlaşmış din temsilcilerinin entrikalarıyla, Kumru’nun çirkin ve huysuz ablası Sakine Hanım ile evlendirilmek istenir. Durumun vahameti fark edildiğinde, Müştak Bey’in uyanık dostu Hikmet Bey devreye girer. Nikâhı kıyan Ebulaklaka’nın usulsüz yollarla (bir nevi rüşvetle) ikna edilmesiyle düğüm çözülür ve hikâye mutlu sonla noktalanır.
Şinasi, bu gündelik ve sıradan gibi görünen olayı işlerken, geleneksel Türk tiyatrosunun (orta oyunu ve Karagöz) kelime oyunlarını, yanlış telaffuzlarını, şiveleri ve taklitleri modern bir formda sahneye taşır. Oyunun güldürü niteliği, bu zengin dil işçiliğiyle öne çıkarak izleyiciye ve okura kusursuz bir seyir zevki sunar.
Okuduğumuz bu kıymetli baskıyı asıl zenginleştiren unsur ise oyunun bitiminde karşımıza çıkan, Şinasi’nin hayatına ve dönemine mercek tutan o kapsamlı inceleme yazısıdır. Anlatıcının, dönemin kudretli devlet adamı Âli Paşa ile aynı yıl vefat eden Şinasi’yi paşadan üstün tutması; Şinasi’nin çağında nasıl bir saygınlığa ulaştığını ve Türk edebiyatının temel taşı olarak nasıl konumlandığını açıkça ortaya koyar.
Bu biyografik metin sayesinde, ilk özel gazetemiz Tercüman-ı Ahvâl’in kuruluş sancılarına, Şinasi’nin Paris yıllarına ve İstanbul’a dönüşünde Cihangir Sormagir Sokağı’ndaki evinde kurduğu matbaaya şahitlik ediyoruz. Onun sadece bir yazar değil; daha kullanışlı harf ve baskı teknikleri geliştiren bir matbaacı, Paris’ten Türkçe ile etimolojik bağı olan kelimeleri getirterek dilimize katkı sağlayan vizyoner bir aydın olduğunu bir kez daha idrak ediyoruz. Boşandığı eşinden olan oğlu, geçirdiği ağır hastalık ve ölümüne dair detaylar, bu büyük edibi insani yönleriyle de tanımamızı sağlıyor.
Tüm bu tarihsel ve edebi şölenin içinde okurun yüreğine en çok dokunan detay ise, Şinasi’nin üzerine titrediği, en büyük öğrencisi Namık Kemal’in, ustasının cenazesine katılmamış olmasıdır. Namık Kemal gibi hassasiyeti ve vefasıyla bilinen bir ismin, sebebi her ne olursa olsun, hocasına karşı son görevini yerine getirmemiş olması, edebiyat tarihimizin hüzünlü ve düşündürücü kırılmalarından biridir. İnsan, ne şartta olursa olsun, o saygı duruşunun orada sergilenmesi gerektiğine inanmadan edemiyor.
Bu eser, yalnızca bir tiyatro oyunu okumak isteyenlere değil; Abdülaziz dönemi, Tanzimat’ın sancılı yılları, Yeni Osmanlılar, Jön Türkler ve V. Murat’ın tahta çıkış süreçleri gibi Osmanlı’nın çalkantılı siyasi tarihine edebi bir pencereden bakmak isteyenlere de kalıcı bilgiler sunuyor. Şair Evlenmesi, hem bir dönemin zihniyetini anlamak hem de kelimelerin gücüyle aydınlanmak isteyen her okurun kütüphanesinde başköşeyi hak ediyor.
