
SILA İLE GURBET ARASINDA BİR GÖNÜL KÖPRÜSÜ
Biz İstanbul’da yaşayan Muşlular için memleketten esen en ufak bir rüzgâr, gurbetin ortasında içimizi ısıtan bir nefes gibidir. Davete icabet etmenin, Resul-i Ekrem’in (a.s) o zarif sünnetinin bir gereği olduğunu bilerek yaşarız. Kıymetli kardeşim Davut Bozkurt, günler öncesinden arayıp o samimi hal hatır faslının ardından bu güzel buluşmadan söz ettiğinde, içimde hemen bir heyecan yeşerdi. Kendisine, bu türden bir araya gelişlerin hem fikren hem de ruhen ne kadar isabetli olacağını, katılmaktan büyük bir bahtiyarlık duyacağımızı ifade ettim.
Nihayetinde, 12 Eylül 2026 Cumartesi günü için beklenen o mesaj telefonuma düştüğünde, Sarıyer Uskumruköy’de kurulacak olan bu dost meclisinin hazırlığı da başlamış oldu. Günler öncesinden, iş hayatının yoğunluğu içinde koşturan oğlum Yusuf’a tarihi sıkı sıkıya tembihledim. Davut Bey’in nezaket gösterip katılımımızı teyit eden aramalarının ardından, davet günü geldi çattı. Yusuf’un yorucu programına rağmen, baba-oğul biraz gecikmeli de olsa bu kıymetli meclise doğru yola revan olduk. Yolculuk esnasında Davut Bey’in, Sani Bey’i de alabilir misiniz? Şeklindeki araması, İstanbul’un karmaşasında dayanışma kültürümüzün ne kadar diri kaldığının bir başka göstergesiydi.
Uskumruköy’deki adrese vardığımızda, hem memleketimiz Muş’un hem de İstanbul’un saygın iş insanlarından kıymetli Ercan Atmaca Beyefendi’nin hanesine adım atmış olduk. Bizi atalarımızdan, ceddimizden öğrendiğimiz o kadim, o sımsıcak misafirperverlikle karşıladı. Tanışma ve hasbihal faslının ardından kurulan sofrada, memleket hasreti ile İstanbul nezaketi birbiriyle harmanlandı.
Bu davet, yalnızca yeme içme gayesi taşıyan sıradan bir buluşma değil; adeta entelektüel ve kültürel bir istişare meclisiydi. Kaymakamlarımızdan akademisyenlere, bürokratlardan iş insanlarına kadar her biri kendi alanında kıymetli işlere imza atan hemşerilerimizle bir aradaydık. Şahin Gültekin ve Bayram Yıldırım beylerin, İstanbul ve Bursa’da kurulan Muş derneklerinin, vakıflarının dünü ve bugününe dair sunduğu detaylı bilgiler, sivil toplum şuurumuzun ne yöne evrilmesi gerektiğine dair ufuk açıcıydı.
Bir eğitimci ve yazar olarak benim için günün en lezzetli anlarından biri, Dr. Yılmaz Sönmez Bey ile eğitime ve geleceğe dair yaptığımız o derinlikli sohbetti. Yılmaz Bey’in çalışma alanına dair ufuk açıcı açıklamaları, PISA 2025 sonuçları üzerine yaptığımız tahliller ve edebiyatın, eğitimin mihenk taşlarından Beyaz Zambaklar Ülkesinde eseri etrafında şekillenen tatlı münazaramız, masadaki sohbetin entelektüel çıtasını zirveye taşıdı. Düşüncelerin çarpıştığı, yeni fikirlerin filizlendiği, saygının ve muhabbetin eksik olmadığı bir fikri ziyafet yaşadık.
Yemekler yendikten sonra demli çayların eşliğinde koyulaşan sohbet, vakit ilerledikçe yerini o huzurlu sükûnete bıraktı. Gösterilen o nezih köşede eda edilen namazlarla birlikte, sadece midemizin değil, ruhumuzun da doyduğu bu anlamlı davet nihayete erdi.
Bir davetin ardında kalan, yalnızca yenilen güzel yemekler veya edilen hoş kelamlar değildir. Geriye kalan; gurbette yalnız olmadığını bilmenin verdiği o derin güven duygusu, ortak dertlerle dertlenen, ortak sevinçlerle büyüyen bir aidiyet hissidir. Ercan Atmaca ağabeyimizin ev sahipliğinde, Sancaktepe ve Bayrampaşa kaymakamlarımızdan değerli bürokratlarımıza, iş insanlarımızdan akademisyenlerimize uzanan bu seçkin kadroyla aynı havayı solumak, yarınlara dair umutlarımızı tazeledi.
Ev sahibi Ercan Bey’in zarafeti, masadaki her bir kıymetli dostun kattığı değer ve oğlum Yusuf ile paylaştığım bu anlamlı günün ardından, yüzümüzde tebessüm, gönlümüzde muhabbetle İstanbul’un akşamına, dönüş yoluna karıştık. Heybemizde yeni fikirler, tazelenmiş dostluklar ve bir sonraki buluşmanın şimdiden kalbe düşen arzusu vardı.
