
Dünya üzerindeki kütüphaneler, insanlığın sessiz ve görkemli hafızasıdır. Duvarları arasına hapsolmuş gibi görünen o sonsuz kelimeler, aslında zamanın ve mekânın ötesine uzanan birer köprüdür. Kil tabletlerin saklandığı kadim Ninova’dan, İskenderiye’nin alevler içinde kalan bilgeliğine; oradan da insanlığın düşünce serüvenini asırlardır muhafaza eden o büyük salonlara kadar kütüphaneler, fırtınalı denizlerde sığınılacak en güvenli limanlar olmuştur. Cemil Meriç’in o eşsiz tespitiyle; bütün çağların ve bütün memleketlerin zekâlarını bir araya toplayan bu mabetler, insanın hakikati arayışının en somut nişanesidir.
Bizim medeniyet tasavvurumuzda da kitaba ve kütüphaneye atfedilen değer daima yüce olmuştur. Bağdat’taki Beytül hikme’nin ilim saçan yankıları, Selçuklu’nun darülilmilerinde ve Osmanlı’nın külliye kütüphanelerinde asırlarca vücut bulmuştur. Vakıf kültürüyle harmanlanan, ilme ve talebeye hürmet esasına dayanan bu köklü gelenek, bugün bizim topraklarımızda yeni bir ruhla diriliyor. Son yıllarda ülkemizde kütüphanecilik anlayışının geçirdiği dönüşüm, kelimenin tam anlamıyla bir medeniyet ihyasıdır.
Okul kütüphanelerinden belediye kütüphanelerine, halk kütüphanelerinden millet bahçelerinin kalbine yerleştirilen o sıcacık mekânlara kadar her köşe başı, kitaba ve okura açılan bir kucağa dönüştü. Hele ki kütüphane ziyaretçilerine sunulan o çay, çorba ve kek ikramları… Bu, yalnızca bir hizmet değil; kadim medeniyetimizin misafirperverliğinin modern çağdaki en zarif yansımasıdır. Ruhu doyuran bir mekânın, bedenin de üşümesine izin vermemesi, misafirini baş tacı etmesidir. Bu vizyonun şahikası olarak karşımızda duran Rami Kütüphanesi ise, sadece birinci seçilen bir yapı değil; mimarisiyle, ruhuyla ve barındırdığı hazineyle bir kültür külliyesi, bir medeniyet nişanesidir.
Kütüphanelerimizin bu davetkâr tutumu, rakamlara da muazzam bir şekilde yansıyor. Türkiye genelinde kütüphaneye koşan insan sayısındaki şu sıralamaya bir bakalım:
- İstanbul: 6.577.63
- Batman: 2.375.018
- Kayseri: 2.192.825
- Samsun: 1.471.418
- Van: 1.308.178
- Konya: 1.264.469
- Isparta: 1.094.734
- İzmir: 1.031.055
- Diyarbakır: 942.877
- Sivas: 877.251
İstanbul’un zirvede olması beklenen bir durum. Ancak listenin ikinci sırasına Batman’ın yerleşmesi, ardından Kayseri, Samsun, Van, Diyarbakır ve Sivas gibi Anadolu şehirlerinin milyonluk, yüz binlik rakamlarla bu sıralamayı omuzlaması üzerine derin derin düşünmek gerekir.
Bazıları bu tabloya bakıp, O gençler sadece KPSS, AGS, YKS gibi sınavlara hazırlanmak için, evlerinde uygun çalışma ortamı bulamadıkları için kütüphanelere doluşuyorlar diyerek bu gerçeği küçümsemeye çalışabilir. Varsın öyle olsun! Evindeki imkânsızlığı bir bahane olarak görüp sokakların karanlığına, umutsuzluğun girdabına savrulmak yerine; sabahın erken saatlerinde kütüphanenin aydınlığına sığınan bu gençler, irfanın ve yarınlarımızın gerçek emekçileridir. Onlar, alın terlerini kitap sayfalarına akıtan, kendi kaderlerini ilimle ve gayretle yazmaya çalışan sessiz kahramanlardır. Bir neslin, yokluktan ve imkânsızlıktan şikâyet etmek yerine masalara kapanıp dirsek çürütmesi, bir toplum için kutlanacak en büyük zaferdir.
İşte Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin ruhunda yatan vizyon da tam olarak bu dirilişi hedefler. Bu model; kütüphaneleri salt birer sınava hazırlık merkezi olmaktan çıkarıp, karakter inşasının, değerler eğitiminin ve köklü bir okuma kültürünün kalbi yapmayı gaye edinir. Çünkü okumak; sadece bir sınavı geçmek için değil, Sezai Karakoç’un işaret ettiği o büyük dirilişin bir parçası olmak, hakikati aramak ve kendi varoluşumuzu anlamlandırmak için elzemdir.
Ahmet Hamdi Tanpınar, zamanı ve insanı anlatırken geçmişle gelecek arasında kurulan o ince köprüye dikkat çeker. Bugün Batman’da, Van’da, Sivas’ta ya da İstanbul’da bir kütüphane masasında, önüne açtığı kitabın üzerine eğilmiş her bir gencimiz, o köprünün kilit taşıdır. Onlar o sessiz salonlarda sadece ders çalışmıyorlar; sabırla, inançla ve edebi bir dinginlikle kendi aydınlık geleceklerini inşa ediyorlar. Bize düşen ise onların bu kutsal emeğine saygı duymak, yollarını açmak ve çaylarını tazelemektir.
