
Marcus Aurelius ve Kendime Düşünceler Üzerine Bir İnceleme
Tarih sahnesinde hem dünyevi kudretin zirvesinde yer alıp hem de ruhunun derinliklerinde bu denli mütevazı kalabilmiş nadir şahsiyetlerden biridir Roma İmparatoru Marcus Aurelius. Stoacı felsefenin en bilinen ve en bilge temsilcilerinden biri olan Aurelius’un Kendime Düşünceler adlı eseri, bir hükümdarın halkına seslenişinden ziyade, fani bir insanın kendi zaaflarıyla, kibriyle ve varoluşun ağır yüküyle giriştiği sessiz bir hesaplaşmadır. Eseri okurken, gücün yozlaştırıcı etkisinden korunmak için aklın ve erdemin sınırlarına sığınan bir ruhun, adeta kendine yazdığı reçetelere şahitlik ederiz.
Kitabın temel dayanağı, Stoacı felsefenin özünü oluşturan kabulleniş ve özdenetim ilkesidir. Aurelius’a göre insan, kendi iradesi dışında örülen kader ağını değiştiremez; ancak başına gelen olaylar karşısında vereceği tepkileri, duygu durumunu ve içsel dengesini kontrol etme hürriyetine mutlak surette sahiptir. Bu anlayış, doğayla uyum içinde yaşamayı ve kişiye bahşedilenlerle yetinerek huzurlu bir ömür sürmeyi öğütler. Doğanın devasa işleyişi karşısında insanın takınması gereken yegâne tavır, olan biteni üst bir akılla idrak etmektir. Zira bu yüksek kavrayış, insanlara şefkatle yaklaşmanın ve onları affedebilmenin de anahtarıdır.
Eserde dikkat çeken en önemli temalardan biri, her bireyin evrensel bütüne sunduğu katkıdır. Aurelius, insanın varoluş gayesini bütüne hizmet etmek ve doğanın dengesini korumak olarak açıklar. Bu durum, yazarın da sezdiği üzere, adeta Uzak Doğu’nun Yin -Yang felsefesindeki evrensel denge arayışını andırır. Evrendeki her şeyin görünmez iplerle birbirine bağlı olduğuna ve Tanrı’nın, evrensel aklın birliğine inanan filozof, insanın bu muazzam döngü içindeki yerini yadırgamaması gerektiğini savunur. Toplumsal faydaya ve bütüne uygun olmayan her bencil eylem, bu ilahi birliği parçalayan bir unsur olarak görülür.
Aurelius’un satır aralarında en sık tekrarladığı hakikat, şüphesiz ki yaşamın kısalığı ve ölümün kaçınılmazlığıdır. Ölümü bir yok oluş değil, doğanın mecburi bir değişimi olarak nitelendirir. Kendisinden sonra geleceklerin de bir gün toprak olacağını, dolayısıyla ölümden sonra beklenen övgülerin ve şöhretin koca bir hiçlikten ibaret olduğunu defalarca vurgular. Çok yakında her şeyi unutacağımız ve aynı acımasız gerçeklikle herkes tarafından unutulacağımız fikri, aslında kibre karşı çekilmiş en güçlü settir. Eserin ikinci tekil şahıs ağzıyla yazılmış olması tesadüf değildir; bu satırlar, sınırsız yetkilere sahip bir imparatorun yoldan çıkmamak, hata yapmamak ve aklın pusulasını şaşmamak adına kendi kendine tekrar ettiği birer telkin, birer olumlama / doğrulama niteliğindedir.
Filozof imparator, insan eylemlerinde nezaket ve alçakgönüllülüğün altını çizerken, yapmacıklıktan şiddetle kaçınılması gerektiğini tembihler. Evreni veya başkalarını kandırmaya çalışmanın beyhude bir çaba olduğunu, insanın eninde sonunda kendi doğasının sınırlarına toslayacağını belirtir. Ona göre, akla uygun ve erdemli davrandığımız sürece doğa bize zarar veremez. Dahası, insanın doğasında bulunmayan veya onun dayanma kapasitesini aşan hiçbir musibet başına gelmez. Bu tevekkül hâli, karşılaşılan engelleri birer felaket olarak değil, ruhu eğiten birer fırsat olarak memnuniyetle karşılamayı gerektirir. İnsanlarla olan ilişkilerinde ise ölçüsü son derece nettir: İnsanları ya eğit ya da onlara katlan.
Aurelius’a göre kayıp diye bir şey yoktur; olan biten her şey evrensel değişimin doğal bir parçasıdır ve bu yüzden üzülmek yersizdir. İyilik yapmak meselesini ise ahlaki bir zorunluluktan ziyade, insanın kendi doğasına uygun davranmasının bir neticesi olarak görür; kişinin kendi tabiatının gereğini yaparken bir karşılık veya minnet beklemesini anlamsız bulur.
Kendime Düşünceler, yaşam boyu akıl doğrultusunda dikkatli olmayı, her eylemde iyiyi gözetmeyi ve yazgıya rıza göstermeyi öğütleyen eşsiz bir kılavuzdur. Roma’nın o görkemli saraylarından bugüne yankılanan bu sessiz uyarılar, şüphe götürmez bir gerçeği fısıldar: Karşımızdaki kişi yalnızca muhteşem bir imparator değil, hakikati kendi içinde bulmuş gerçek bir filozoftur.
