
İYİ BİR EĞİTİMİN SONU NEREYE VARIR?
Eylül geldi. Okullar açılıyor. Milyonlarca çocuk yeniden sıralara oturacak. Kitaplar açılacak, dersler başlayacak, sınav tarihleri belirlenecek. Veliler çocuklarının geleceği için yeniden telaşa düşecek. İyi öğretmen, iyi okul, iyi lise, iyi üniversite… Bu zinciri yıllardır kuruyoruz.
Yine de zincirin son halkasında duran kelimeyi yeterince konuştuğumuzdan emin değilim: İyi ve kaliteli bir yaşam. Bir çocuğu yıllarca okullarda okutuyoruz. Matematik, yabancı dil öğretiyoruz; sınavlara hazırlıyor ve üniversiteye gönderiyoruz. Bir meslek sahibi olması için de yıllarca ciddi bir emek sarf ediyoruz. Peki, bütün bunların sonunda nasıl bir insanla karşılaşmak istiyoruz? Bence eğitimin en zor sorusu burada başlıyor.
Aristo’nun insan hayatının gayesi üzerine düşünürken kullandığı “eudaimonia” kelimesini yalnız “mutluluk” diye tercüme etmek eksik kalır. İyi yaşamak… İnsanın kendi imkânlarını gerçekleştirmesi, erdemli bir hayat sürmesi, kendisine verilmiş olanı kemale doğru taşıması… Asırlar önce sorulan soru hâlâ önümüzde duruyor: İyi bir hayat nedir? Biz eğitim sisteminde bu sorunun yerine zamanla daha kolay ölçülebilen başka sorular koyduk: Kaç net? Kaç puan? Hangi yüzdelik dilim? Hangi üniversite? Hangi bölüm? Bunların cevabını verebiliyoruz. Fakat çocuğumuzun yirmi beş yaşında nasıl bir insan olmasını istediğimizi aynı açıklıkla tarif edebiliyor muyuz?
İyi bir mühendis olsun. Elbette. İyi bir doktor, hukukçu, akademisyen, sanatçı, girişimci… Hepsi kıymetli, fakat mesleğinin önündeki sıfatı insanlığının önüne de koyabilecek miyiz? “İyi insan”, bu ifade kulağa fazla sade geliyor. Oysa belki de eğitimin en güç neticesi budur. Bilgili olmakla iyi olmak aynı şey değildir. Çok iyi bir üniversiteden mezun olmakla zarif olmak da… Yabancı dil bilmek insanı dünyaya açabilir ancak başkasını anlamayı garanti etmez. Sanatla karşılaşmak estetik bir kapı açabilir; o kapıdan geçmek yine insanın meselesidir. İlim insana kudret verir; terbiye ise o kudreti nerede kullanacağını öğretir.
Eski eğitim anlayışımızda ‘talim’ ile ‘terbiye’nin yan yana durması boşuna değildi. ‘Talim’ öğretirdi; ‘terbiye’, insanın öğrendiğiyle neye dönüşeceğini dert edinirdi. Bugün belki yeniden bu iki kelimenin arasına bakmamız gerekiyor. Çocuklarımızın zihnini büyütürken gönlünü ne yapacağız? Rekabet etmeyi öğretirken hakkaniyeti? Kazanmayı öğretirken vakarı? Kendini ifade etmeyi öğretirken dinlemeyi? Dünyaya açılmasını isterken aidiyeti? Başarılı olmasını isterken merhameti? Bütün bunları tesadüfe bırakabilir miyiz? Tabii ki HAYIR!
İşte geleceğin okuluna dair hayalim burada daha belirginleşiyor. Okul yalnızca üniversitenin bekleme salonu olmamalı. Çocuğun hayata hazırlanırken kendisiyle de karşılaştığı bir yer olmalı. Bir kitap onu sarsmalı. Bir öğretmen zihninde yıllarca taşıyacağı bir soru bırakmalı. Bir sanat eseri bakışını değiştirmeli. Bir takım sporunda kendisinden vazgeçmeden başkalarıyla birlikte hareket etmeyi öğrenmeli. Bir araştırmada bilmediğinin büyüklüğüyle karşılaşmalı. Bir başarısızlığın ardından yeniden başlamalı. Bir şehri gezerken taşın da hafızası olduğunu fark etmeli. Bir gün kendisinden daha güçsüz birinin yanında durmanın, kazandığı bir dereceden daha kıymetli olabileceğini anlamalı. İşte o zaman eğitim hayata karışır. Ve diploma, eğitimin sonu olmaktan çıkar ve bir başlangıca dönüşür.
Uzun zamandır zihnimde kurmaya çalıştığım okulun ölçüsünü de giderek daha açık görüyorum. Mezunlarımızın hangi üniversitelere girdiğini elbette merak edeceğim. Fakat yıllar sonra başka şeyleri de bilmek isteyeceğim: Neyi okuyorlar? Neye hayret ediyorlar? Nasıl konuşuyorlar? Kendilerinden farklı insanlara nasıl davranıyorlar? Bir şehrin güzelliğini fark edebiliyorlar mı? Bir haksızlık karşısında nerede duruyorlar? Başarı onları büyütüyor mu, küçültüyor mu? Ve hayat planladıkları gibi gitmediğinde yeniden başlayabiliyorlar mı?
Bir okulun gerçek mezuniyet belgesi belki de yıllar sonra ortaya çıkıyor. İnsanın kurduğu hayatta… Seçtiği dostlarda… Yaptığı işte… Okuduğu kitaplarda… Çocuğuyla konuşurken kullandığı dilde… Gücü eline geçirdiğinde takındığı tavırda… Kimsenin görmediği yerde verdiği kararlarda…
O hâlde eğitim üzerine konuşurken hedefi biraz daha uzağa koymalıyız. İyi lise, iyi üniversite, iyi meslek. Bunların hepsi yolun kıymetli durakları, fakat yolun kendisi değiller. İyi bir eğitimin nihai gayesi; çocuğa kendi hayatını anlamlı, güzel ve haysiyetli biçimde kurabilecek bir iç dünya kazandırabilmektir.
Cümlenin kısası: Üniversiteye yerleşmek bir başarıdır. Hayatta yerini bulmak ise başka bir şey.
