FIRTINANIN GETİRDİĞİ MUCİZE

Fırtınanın Getirdiği Mucize

Uluslararası tıp camiasının parlayan yıldızlarından biri olan Doktor İşar Hüseyin için o gün, yıllarca süren uykusuz gecelerin ve laboratuvarlarda geçen yorucu mesailerin taçlanacağı gündü. Pakistan’ın en saygın cerrahlarından biri olarak, dünyanın önde gelen bilim insanlarının katılacağı uluslararası bir konferansa baş konuşmacı olarak davet edilmişti. Üstelik bu prestijli organizasyonda, tıp bilimine yaptığı emsalsiz katkılardan dolayı büyük bir onur ödülü alacaktı. İçinde, yılların yorgunluğunu unutturan haklı bir gurur ve tarifsiz bir heyecanla uçağındaki koltuğuna yerleşti. Zihni, sahnede yapacağı konuşmanın kelimeleriyle doluydu.

Ancak gökyüzünün o gün için farklı bir planı vardı.

Uçak bulutların arasında süzülürken, hava aniden karardı. Gökyüzü adeta öfkeyle kükredi; şiddetli bir fırtına uçağın gövdesini sarsmaya başladı. Camlara kırbaç gibi çarpan yağmurun ortasında, gözleri kör eden bir şimşek çaktı ve uçağın kanatlarından birine isabet eden yıldırım, tüm kabinde korku dolu çığlıkların yankılanmasına sebep oldu. Pilotların soğukkanlı manevraları sayesinde hasar alan uçak, rotasından çıkarak en yakındaki küçük bir kasaba havaalanına acil iniş yapmak zorunda kaldı.

Yolcular derin bir nefes alıp hayatta kaldıklarına şükrederken, Doktor İşar’ın zihninde tek bir düşünce yankılanıyordu: Konferansa yetişmeliyim. Görevlilere bir sonraki uçuşu sorduğunda aldığı En az yirmi saat sonra, cevabı, içindeki telaşı daha da büyüttü. Bu bekleyiş, kariyerinin zirve anını kaçırması demekti. Bir an önce oradan ayrılması gerektiğini söyleyerek yetkililerle tartıştı. Sonunda yaşlı bir gişe memuru, Beyefendi, gideceğiniz şehir buraya karayoluyla sadece altı saat uzaklıkta. Eğer bu kadar aceleniz varsa, bir araç kiralayıp yola çıkabilirsiniz, diyerek ona bir çıkış kapısı sundu.

Doktor, hiç düşünmeden bir araç kiraladı ve haritadan yönünü belirleyip gaza bastı. Hedefine ulaşmaktan başka hiçbir şey düşünmüyordu. Fakat fırtına dinmemiş, aksine daha da şiddetlenmişti. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, toprak yolları balçığa çevirmiş, taşan dereler asfaltı yutmuştu. Silecekler yağmura yetişemiyor, karanlık, aracın farlarını adeta boğuyordu. Issız bir vadiye geldiğinde, motor aniden sarsıldı, bir iki kez öksürür gibi ses çıkardı ve derin bir sessizliğe büründü. Çamurun ve sel sularının ortasında, zifiri karanlıkta mahsur kalmıştı.

Telefonunun sinyali yoktu. Gururu, başarısı, unvanları ve alacağı o büyük ödül, bu ıssız karanlıkta ona hiçbir fayda sağlamıyordu. Çaresizlik içinde etrafına bakınırken, uzaklarda, tepenin eteklerinde cılız bir ışık huzmesi fark etti. Rüzgâra ve dizlerine kadar gelen çamurlu suya karşı savaşarak o ışığa doğru yürümeye başladı.

Eski, ahşap bir bağ evinin kapısına ulaştığında sırılsıklamdı ve titriyordu. Kapıyı telaşla yumrukladı. Bir süre sonra kapı gıcırtıyla aralandı ve elinde küçük bir gaz lambası tutan, yüzü yılların yorgunluğuyla derin çizgilerle kaplanmış yaşlı bir kadın belirdi.

Doktor sabırsızca, çok acil bir durum var, lütfen bana telefonunuzu kullandırın, diye atıldı!

Yaşlı kadın, adamın üzerindeki pahalı ama çamura bulanmış takıma ve yüzündeki paniğe şefkatle baktı. Görmüyor musun evladım, dedi yumuşak bir sesle, bu yoksul evde ne elektrik var ne de telefon. Dışarıda kıyamet kopuyor. Gir içeri, ocağın başında biraz ısın. Sana sıcak bir çorba vereyim, kurulan. Sonra düşünürüz ne yapacağımızı.

Doktorun itiraz etmeye mecali kalmamıştı. İçeri adım attığında, küçük odanın yoksul ama tertemiz olduğunu fark etti. Sobanın çıtırtısı odaya huzurlu bir sıcaklık yayıyordu. Yaşlı kadın ona dumanı tüten bir kâse çorba ikram ettikten sonra, odanın köşesindeki eski seccadesinin üzerine çekildi. Doktor yemeğini yerken, kadının rükû ve secdelerle uzayan ibadetini izledi. Kadın namazını bitirdikten sonra ellerini göğe kaldırdı. Gözyaşları, kırışık yanaklarından süzülürken o kadar içten, o kadar yakıcı bir yakarışla dua ediyordu ki, doktor hürmetle sessizliğe büründü.

Tam o sırada, seccadenin hemen yanındaki ahşap beşikten cılız bir inilti duyuldu. Doktor, beşiğin içinde yüzü solgun, nefes almakta bile zorlanan, çok hasta bir bebeğin yattığını ancak o zaman fark etti.

Yaşlı kadın ellerini yüzüne sürüp duasını bitirdiğinde, doktor içindeki merakı bastıramayarak sordu: Hayırdır teyze, o bebek kimdir? Neden bu kadar kederli, bu kadar uzun ağladın?

Yaşlı kadın derin bir iç çekti. Sesi, kederli bir ninni gibiydi. Ah evladım, hiç sorma… O benim anadan babadan yetim kalan torunum. Çok amansız bir hastalığa yakalandı. Elimde avucumda ne varsa sattım, kaç hastane, kaç doktor gezdimse bir çare bulamadım. Sustu, gözlerini gaz lambasının titrek alevine dikti. En son gittiğim doktorlar, Bu çocuğun derdine ancak Doktor İşar Hüseyin adında çok büyük bir cerrah çare bulabilir, dediler. Ama o çok uzaktaymış. Ona ulaşmak için ne param var ne de bu çocuğu o yollara dayanacak gücüm…

Yaşlı kadın, beşiğin kenarını usulca okşadı. Benim de elimden göklerin kapısını çalmaktan başka bir şey gelmedi. Rabbime sığındım, günlerdir dua ediyorum; Allah’ım, sen her şeye kadirsin. İşlerimizi kolaylaştır, bu masum yavruya bir kapı aç, diye niyaz ediyorum.

Doktor İşar Hüseyin’in nefesi kesildi. Boğazına koca bir düğüm oturmuş, kalbi göğüs kafesini kıracakmış gibi çarpmaya başlamıştı. Zaman sanki o küçük, loş odada asılı kalmıştı. Gözlerinden yaşlar boşalırken titreyen adımlarla ayağa kalktı ve yaşlı kadının ellerine uzandı.

Anacığım… dedi sesi titreyerek, Sen nasıl bir dua ettin, nasıl bir yürekle yakardın ki… Yaradan senin o gözyaşların için gökyüzünü yırttı, yıldırımlar çaktırdı, fırtınalar kopardı, seller akıttı. Uçağımı yolundan edip arabamı yollarda bıraktı.

Yaşlı kadın şaşkınlıkla ona bakarken, doktor gözyaşları içinde gülümsedi: Hiç üzülme anacığım. O doktoru ta ayağına, senin yoksul hanene getirdi… O aradığın Doktor İşar Hüseyin, benim.

O gece o küçük bağ evinde, bir insanın dünyadaki gerçek değerinin kürsülerde aldığı alkışlarla değil, çaresiz bir yüreğe sunduğu umutla ölçüldüğü anlaşıldı. Bazen hayatın önümüze çıkardığı en büyük engeller, aslında bizi kendi insanlığımıza, en çok ihtiyaç duyulduğumuz yere götüren gizli ve mucizevi yollardır.

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top