
Kalemiyle Bir İklim Kuran Usta: Ali Haydar Haksal’ın Ardından
Türk edebiyatının ve düşünce hayatımızın velut kalemi, derviş meşrepli mütefekkiri, Yedi İklim dergisinin kurucusu ve Millî Gazete yazarı kıymetli usta Ali Haydar Haksal’ın bir süredir tedavi gördüğü hastanede dâr-ı bekâya irtihal ettiğini derin bir teessürle öğrendim. 1951 yılında Bingöl’ün Hasköy’ünde başlayan o bereketli ömür, Şakirin Camiinden yükselen tekbirler ve dualar eşliğinde Karacaahmet’in serin toprağına, Hakk’ın rahmetine tevdi edildi.
O, edebiyatımıza kazandırdığı otuzu aşkın eserle paha biçilmez metinler bırakan bir yazar olmanın ötesinde; edebiyatı bir ahlak, bir medeniyet tasavvuru ve hakikatin izini sürme mesuliyeti olarak gören müstesna bir münevverdi. 1975’te Tıkırtı ile başlayan, Evdeki Yabancı ile kök salan ve Sesim Bana Yetmiyor ile taçlanan yazı hayatında, modern insanın kalabalıklardaki yalnızlığına, kendine yabancılaşmasına ve kutsaldan kopuşuna ayna tuttu. Ali Haydar Haksal, yüzünü salt Batı’ya dönen modern edebiyatın sarsıntıları akabinde, sırtını yerli ve kadim olana dayayarak; olaydan ziyade atmosfere, insanın iç dünyasına ve tasavvufi derinliğe odaklanan kendine özgü, dingin bir dil inşa etti.
O; Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal ve Asaf Halet Çelebi’den tevarüs eden o derin ruhu kucaklayan, modern çağın labirentlerinde kaybolmamış bir zaman dervişi, günümüzün bir Yunus Emre’siydi. Ali Haydar Haksal’ın sanat dünyasını var eden nehir; Necip Fazıl Kısakürek’in Büyük Doğu’suyla harlanan, Sezai Karakoç’un Diriliş’iyle filizlenen, Nuri Pakdil’in Edebiyat’ıyla ve Cahit Zarifoğlu başta olmak üzere Yedi Güzel Adam’ın Mavera’sıyla yatağını bulan o muazzam akıştı. Kendi yamacında sessizce akıp giden hayata kayıtsız kalamayan usta yazar, bu öncü isimlerin izini sürerken edebiyatı yalnızca estetik bir çaba değil; cenaze merasiminde kıymetli hocamız Mehmet Görmez’in o veciz ifadeyle dile getirdiği gibi, ümmetin derdiyle dertlenmiş müstesna bir insan olmanın şuuruyla yoğurdu.
Kendisiyle yüz yüze tanışıp hasbihal etme şerefine nail olamasam da, 1987’den bugüne ilmek ilmek dokuduğu o bereketli mektebin, Yedi İklim’in havasını soluyan; eserlerindeki derinliği ve kaleme nakşettiği vakarı uzaktan büyük bir hürmetle takip eden okurlarından biri oldum. Onun omuzlarında yükselen Yedi İklim, yalnızca süreli bir yayın olmanın çok ötesine geçerek; kalemin haysiyetini koruyan, nice genç istidada yol açan ve sesi kısılan hakikate tercüman olan köklü bir edebiyat ocağına dönüştü. O, kelimeleri kâğıt üzerinde geçici birer süs değil, medeniyetimizin yeniden inşası yolunda sarsılmaz birer harç bildi.
Bugün ardında; kendisinden önce var olan ustalara vefa borcunu ödercesine kaleme aldığı samimiyetle yoğrulmuş onlarca eser, elinden tuttuğu kıymetli kalemler ve edebiyatın hakikatle olan bağını asla koparmayan diri bir miras bıraktı. Şimdi bizlere düşen yegâne vazife; onun sükûnet içindeki o tavizsiz adanmışlığını, kelimelere yüklediği vakarı ve etrafında hare hare büyüttüğü o manevi iklimi yaşatmaktır.
Kıymetli edebiyat adamı Ali Haydar Haksal’a Cenâb-ı Hak’tan rahmet; geride bıraktığı kederli evlatlarına, Yedi İklim ile Millî Gazete camiası başta olmak üzere tüm sevenlerine, edebiyat ve düşünce dünyamıza başsağlığı ve sabr-ı cemil niyaz ediyorum.
Menzili mübarek, mekânı cennet, makamı âli olsun.
