Teşekkürler Millî Takım

2026 Dünya Kupası aylar boyunca gündemimizi esir alan bir futbol kasırgasına dönüştü. Millî Takım’ın turnuvaya beklenenden erken veda etmesiyle birlikte o kasırga da ülkemizi terk etti. Bizim çocuklar istemeden de olsa topluma büyük bir iyilik yapmış oldular. Ne dersiniz?

Makro ölçekte dünyanın siyasi ve ekonomik dengeleri neredeyse sınırlarımızın hemen ötesinde yeniden şekillenirken, biz bütün dikkatimizi Salazar’a atfedilen “3F”nin en etkili unsuru olan futbola teslim edemezdik; etmemeliydik de. Peki, etemedik de ne yaptık? Yerine daha sahici, daha ufuk açıcı bir gündem koyabildik mi?

Cevabı ne yazık ki iç açıcı değil.

Bugün elimizde, o meşhur “3F”yi bile gölgede bırakabilecek yeni bir kitlesel afyon var: sosyal medya.

Bir platformda herhangi biri bir cümle kursun yeter. Toplum olarak birkaç dakika içinde kutuplara ayrılıyor, kendi mahallemizin alkışını alacak cümleleri büyük bir iştahla paylaşıyoruz. Sonra da ekranın başına geçip paylaşımımızın altındaki beğenileri sayıyoruz. Her yeni bildirimle biraz daha haklı, biraz daha güçlü olduğumuza inanıyoruz. Oysa çoğu zaman kazandığımız şey bir fikir mücadelesi değil; yalnızca birkaç saniyelik dopamin salgısıdır.

Akademisyeni, sanatçısı, siyasetçisi, gazetecisi, kanaat önderi… Kısacası toplumun önünde yürümesi gereken pek çok insan da aynı döngünün içinde. Karşı tarafı alt edecek cümleyi kuruyor, beğenilerini topluyor ve günü, üzerine düşeni yapmış olmanın huzuruyla kapatıyor. Fakat geriye ne yeni bir fikir kalıyor ne de çözülmüş bir problem.

Biz bu olamayız.

Olmamalıyız da.

Çünkü böylesine kritik bir coğrafyada yaşayan bir milletin en büyük sermayesi, günübirlik heyecanları değil; derinlikli düşünce üretme kabiliyetidir. Kendimizi de nesillerimizi de dijital kalabalıkların anlık coşkularına teslim edemeyiz. Bizim ihtiyacımız olan şey; günü tüketen tartışmalar değil, yarını inşa edecek fikirlerdir.

Bunun için önce kadim irfanla beslenmiş, çağın bilimsel birikimini özümsemiş, onu insani ve İslami değerler süzgecinden geçirerek yeniden üretebilen şuurlu bir entelijansiyaya ihtiyacımız var. Sadece eleştiren değil, çözüm üreten; sadece teşhis koyan değil, istikamet gösteren; sadece alkış bekleyen değil, bedel ödemeyi göze alan bir fikir öncülüğüne…fikir öncülerine.

Çünkü toplumlar sloganlarla değil, fikirlerle yükselir. Medeniyetler öfkeyle değil, hikmetle kurulur.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Vakti gelmedi mi?

Vakti gelmedi mi, ekranların bize dayattığı gündemi değil, kendi medeniyet tasavvurumuzun gündemini konuşmaya?

Vakti gelmedi mi, birbirimizi yenmeye çalışmak yerine cehaleti yenmeye?

Vakti gelmedi mi, beğeni peşinde koşan kalabalıklardan; hakikatin peşinde yürüyen bir topluma dönüşmeye?

Çünkü asıl mesele gündem olmak değildir; gündeme istikamet verebilmektir.

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top