Hüseyin Sarı yazdı, Bir Okulun En Değerli Sermayesi

Bir okulun en değerli sermayesi derslikleri değildir. En değerli sermayesi öğretmenidir. Öğretmenini koruyamayan hiçbir eğitim modeli, geleceği inşa edemez.”

Meşhur bir hikâyedir: …
“Bir baba, üniversiteden yeni mezun olan kızına anlamlı bir hediye vermek ister.
Garajdaki eski arabasının anahtarını uzatmadan önce ona küçük bir görev verir:
“Önce bu arabayı bir galeriye götür. Sana kaç para teklif edeceklerini öğren.”
Kızı gider, döner ve üzgündür: “En fazla 5.000 dolar eder dediler.”
Babası bu kez:
“Şimdi bir eskiciye götür.”
Bu sefer teklif daha da düşüktür: “1.000 dolar bile zor veririz. Çok masrafı var.”
Son olarak baba kızını klasik otomobil koleksiyoncularının, yani antika işiyle uğraşanların bulunduğu bir kulübe gönderir.
Kız bu kez büyük bir heyecanla geri döner: “Baba! Arabaya tam 100.000 dolar teklif ettiler.”
Babası gülümser. Ve hayat boyu unutulmayacak şu cümleyi söyler:
“İnsan da böyledir kızım.
Yanlış yerdeysen gerçek değerin görülmez.
Sana değer vermeyen insanların arasında bulunman, senin değersiz olduğun anlamına gelmez.
Bazen sorun sende değildir.
Sadece seni tanı(ya)mayan insanların arasında olmandır.”

Bu hikâyeyi her okuduğumda aklıma eğitim geliyor.
Ne yazık ki bazı eğitim kurumlarında en kıymetli sermaye olan öğretmenler, kurumun en kolay vazgeçilebilecek unsuru gibi görülüyor.
Başarı olduğunda alkış yukarıya çıkıyor.
Başarısızlık olduğunda ise fatura en aşağıdaki öğretmene kesiliyor.
Sistemin eksikleri,
yanlış yönetim kararları,
plansızlık,
iletişim problemleri,
veli memnuniyetsizliği…
Hepsinin yükü çoğu zaman öğretmenin omuzlarına bırakılıyor.
Öğretmen adeta kurumun “günah keçisi” hâline getiriliyor.
Oysa eğitim tarihi bize başka bir şey söylüyor…
Bir okulun gerçek kalitesi; binasının büyüklüğüyle, reklam bütçesiyle veya tabelasıyla değil, öğretmenine verdiği değerle ölçülür.
Çünkü öğretmen yalnızca ders anlatan, sınıfa girip çıkan basit bir kişi değildir.
Bir çocuğun karakterini şekillendiren,
merakını uyandıran,
özgüvenini inşa eden,
geleceğe bakışını değiştiren kişidir.
Eğer öğretmen kendini değersiz hissediyorsa; öğrencinin kendini değerli hissetmesini beklemek büyük bir çelişkidir.
Biz eğitimde önce öğretmeni güçlendirmeliyiz.
Çünkü güçlü öğretmen, güçlü öğrenci yetiştirir.
Güçlü öğrenciler ise güçlü toplumlar inşa eder.
Belki de bugün eğitim sistemimizin en çok ihtiyaç duyduğu şey, yeni müfredatlar değil; öğretmenin gerçek değerini bilen yöneticiler yetiştirmektir.

Çünkü bazen insanlar değişmez.

Sadece değer gördükleri ortam değişir.

Peki size göre hangisi:

Bir öğretmenin değeri, ona ödenen maaşla mı ölçülür; yoksa fikirlerine, emeğine ve mesleğine gösterilen saygıyla mı?

Bir çocuğun potansiyelini ortaya çıkaracak olan öğretmense; öğretmenin potansiyelini ortaya çıkarmak kimin sorumluluğudur?

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top