Akan Sular
Baskı Şubat 2014
ÖZELLİKLERİ:
yaşanan maddî-mânevî toplumsal sorunları Karslı bir işçi olan Cevher Bican ve
çevresindekilerin başından geçen olaylarla irdelendiği Yokuşa Akan Sular
sanayileşmeye olduğu kadar peşinden gelecek modernleşmeye de neredeyse bir
dervişin gözüyle yapılan bir eleştiri.
çağdaşlaşmak adına kaybettiğimiz değerler.
insanın şehirde yaşadığı olaylara farklı ve derinlemesine bakarak olayların
derinlemesine analizini resimleştirerek gösteren Yokuşa Akan Sular Bican
karakterinin bir grev esnasında vurularak öldürülmesiyle son buluyor .
anlatılmış.
Yeşilin saydam uçları çimenlerde. Su domur domurdur. Çakıllarda
eleğimsemalar. Görülmemiş, tutulmamış bir güzellik. Kirletilmemiş bir su.
koşarken, kenarında saygıyla dururlar. Tek dal, tek yaprak
kıpırdamaz. Bir ân-ı vahitte kalırlar. Sonra eğilip içerler.
elin ayağın.
”sıhhî tesisat armatürleri”.Yollar tarlalar dağlar aşıyor, içine insan sığan
borular, dozerler çalışıyor türlü kanallar açıyor. Sonra yeni
buluşlar; filtreler. Lağım sularından deniz suyundan yahut o içinde
it leşleri yüzen, şişmiş yumuşamış, tüyleri dökülüp pelteleşmiş, karnı deşilip
barsakları parlamış it leşleri yüzen, beton labirentlerin çöplüklerinden
süzülüp gelen su birikintilerinin toplandığı gölcüklerden. Ağır, yağlı ,
üzerinde iri yeşil sineklerin uçuştuğu mülevves gölcüklerden pompalarla
basılıp, zorla itilen bir türlü akmayı beceremeyen ”git ak musluklardan” diye
kırbaçlanan o maviyi.
mecbursun. Bohemya kristallerinde sunmak için.
lastik. Üç öğün naylon yemektesin. Ara toprağı. Toprak bizim canımız
petrol olsun kanımız.
Kekik kokulu rüzgâr. Kulpuna yapıştırdığın sabandır. Demirini sen dövdün. Boyunduruk
kayışını yağlayıp, ağacı sen kestin.Senin o asırlık ellerinde yoğruldu
bu alet.Bu tosunlar senin ellerinde doğdu.Bastığın o
toprak,güneşe kavuşup şehvetle gerilen anaç tarla, şu kesik kesik öten boz
sakallı tarla kuşu,uzaklarda yayılan sürü senin.Terleyip terleyip de ağzına
diktiğin toprak testiyi sen yaptın.Terin boğazına karıştı,toprak sana…
farlarını yakıp uluyan, düğmeleri, levyeleri ve olanca dişlileri ile bilenip
seni bekleyen fabrikaya koş.Kaderini kucakla.Tüylerin diken diken olurken sarıl
o demirden yabancı kadınlara. Motor sesleri ile sarhoş çarklardan
kayışlardan nağmelere kapıl. Metal parıltısı karışsın gözbebeklerine, kanlı
kanlı bak. Elindeki anahtarın ismi gâvurcadır ezberle. Bu efsunkar
gece uzar gider yıldızlara kadar. Düş içine, düş içinde.
kalacaksın. Siren sesleri ile ürpereceksin. Vinçlerin boşlukta sallanan
pençelerinden kan damlayacak. Saçlarında demir tozları. Artık başakları
istesen de düşünemezsin. O rüzgârda sallanan türküleri. Sıcak tandır ekmeğinin
üzerine cızırdayan tereyağını, yayıktan boşalan ayranı, kınalı elleri.
amcaoğlunun cenazesini, fazla mesai. Boynundaki hamaylı çöz at, güldürme
kimseyi yavuklunun verdiği çevreyi göstererek. Bak eller dünyayı
değiştirmişler, sen de değiştir dünyayı. Yarınlar senin.
başkaları pişirecek. Karını akşamdan akşama bulursun. yorgunluktan kemiklerin
sızlayacak aldırma. Taksitle al evini, taksitle döşe,taksitle yaşa. Seni de
başkaları inan buna. Ziller düğmeler levyeler planlar çok uluslu şirketler.
Evet anladık bostana su sabah serininde girermiş ayrılık olur deyi, gözden
öpmek iyi değilmiş, tohum ekmeden önce iki rekat namaz kılıp “kurdunan kuşunan,
eşine, dostunan yemek nasip eyle ” demek gerekmiş.
bir köy artık. Bu yeni köyde bir yer kapmaya bak. Greve git ”sınıf
bilinci”ne ulaş. Evet, yamuk tarlanın başına diktiğin zerdaliler kurumuştur, tarlayı
ot basmıştır. Merek yıkılacak yaz gecelerinde halaya durup harman makinesinde
savrulan saman tozları na bulaşıp derin derelerden aşağılara doğru süzülen
türküler unutulacaktır. Demirdöküm’ün önünde davul zurna kurup horon oynayan
beyaz önlüklü grev gözcülerine şaşma. Onların çocukları artık
horon oynayamayacaklar. Bir dünyanın eşiğindesin. Eğilip eğilip
bakıyorsun. Özlemlerin, hasletlerin hâsılı her şeyin arkada kaldı. Kalacak,
unutulacak. Güçlenen, süren önündeki dünya…
spazm olacak diyorlar. Bütün bunları ve daha başka şeyleri söylüyorlar.
Jelatinden salatalar, orlondan kremalar neler.
hikayesinin mukaddimesinde.
uyum sağlamaya çalışan, memleketinden kilometrelerce uzak bu beton çerçeveli
manzara resmine tutunmaya çalışan bir genç bu.
Memleketleri farklı dertleri aynı bu insanların, tek çabaları yabancı oldukları
bu garip şehirde yaşama tutunmak. İşte ”Yokuşa Akan Sular” da onların
hikayesini anlatıyor.
biridir. Yazdığı hikayeler Türk Edebiyatında bir eksikliği kapatır nitelikte.
Doğunun rüzgarlarını bağrında taşıyan, doğunun sularını içip bedeninde
özümseyerek yüreğinde biriktiği resimleri yazıyor o. Bu yüzden de onun yazdığı
eserler en çok doğuludur özde genelde ise evrensel konulardan biri olan
insandır.
İnsanların geçirdiği evreleri, yaşadığı olayları, değişimleri hikayelerinde
mükemmel bir şekilde dile getirir. Eserlerinin temel çıkış noktası işte bu elde
var insandır. İnsan son tahlilde biziz. Biz bir toplamanın toplamında hayatı
kendimizde toparlayan unsurlarız. Hamurumuzdaki 70 civarı madde bizim için
dünya üzerindeki tüm insanlarla eşit hale getiriyor. Üstün olan neyse ona göre
şekilleniyor kişiliğimiz. Ateş, su, toprak…
Mustafa Kutlu hikayeceliğinde evrensel unsur olarak insan bulunur devamlı. O
insanı ele alırken geçirdiği değişikleri yansıtarak aktarır ki bu da toplumdaki
insan şekline bir örnek olarak gösterilebilir. Yokuşta akan sular kitabında
olduğu gibi. Olayın sosyolojik yanına baktığımız zaman genel olarak şöyle bir
durum ortaya çıkar: köyden kente göçün sonuçları karşısında insanın durumu,
karşılaştığı sorunları, geçirdiği değişimleri görebiliriz.
İnsanı hangi yönden ele alırsak alalım. Son tahlilde kendi benliğiyle bir insan
ortaya çıkar. İnsan yaşadıkları ile insandır. Hikaye karekteri olan Bican da
öyle. Bican Kars’ın Göle kazasından yüzünü ter basmış haliyle dayısının yanına
İstanbul’a gelir. Olayların şekillenmesi ve köyden kente geçiş sürecinin bir
insan üzerinden anlatıldığı hikayede ruh halinin yansıması olarak şaşkın bir
insan portresi sunuyor karşımıza.
Tarım toplumundan sanayinin çarkları arasında dönen zamana geçiş evresi geçiren
bir Türkiye portresi çizen kitap o dönemin siyasi halinden de parçalar
aktararak olayların insanlar üzerindeki etkisine vurgular yapılıyor.
Sendikaların kurulması ve bunların ne olduğu, grevler ve iş-işçi hakları
üzerine anlatılan olaylar Bican karekterinin gözlerinden yansıyarak ve ruh
halini resmeyleyerek anlatılıyor. Bu da olayların bir insan gözünde nasıl
canlandırılmasına örnek gösterilebilir Kutlu işte bunu çok iyi yapıyor.
